Esin, Özge Kübra2026-07-302026-07-30Mart, 2026https://hdl.handle.net/20.500.12695/4291Oyun, çocuğun bilişsel, duygusal, sosyal ve motor gelişimini destekleyen temel bir öğrenme ve toplumsallaşma aracıdır. Oyuncaklar ise oyunu destekleyen nesneler olmanın yanında dönemin kültürel değerlerini, ekonomik yapısını, toplumsal cinsiyet rollerini ve teknolojik gelişmelerini yansıtır. Bu nedenle oyun ve oyuncak kültüründeki değişim, toplumların çocukluğa yönelik bakışındaki dönüşümü de göstermektedir. İlk Çağ’da çocuklar taş, kemik, kil ve ahşap gibi doğal malzemelerden yapılan oyuncaklarla oynamıştır. Bu oyuncaklar çoğunlukla çocukları yetişkinlik rollerine hazırlama amacı taşımıştır. Orta Çağ’da çocuklar küçük yetişkinler olarak görülmüş ve erken yaşta çalışma yaşamına katılmıştır. Osmanlı toplumunda ise oyun kültürü ağırlıklı olarak mahalle, sokak, cami avlusu ve açık alanlarda gelişmiştir. Çocuklar saklambaç, topaç, çember, yüzük saklama ve çeşitli taklit oyunları oynamıştır. Oyuncaklar marangozlar ve küçük zanaatkârlar tarafından ahşap, kumaş ve benzeri malzemelerden üretilmiştir. ve 18. yüzyıllarda Eyüp, Osmanlı oyuncakçılığının önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Eyüp’te tahta atlar, tekerlekli arabalar, topaçlar, davullar ve bez bebekler üretilmiştir. Lale Devri’nde mesire kültürünün gelişmesi, çocukların oyun alanlarını mahalle sınırlarının dışına taşımıştır. Oyuncak, eğlence aracının yanında çocuklara sunulan bir hediye ve toplumsal statü göstergesi olarak da değer kazanmaya başlamıştır. 18. yüzyıl, oyun ve oyuncak kültüründeki en önemli kırılma dönemidir. Tanzimat reformları ve modern eğitim kurumlarının yaygınlaşmasıyla çocuk, devletin eğitim yoluyla biçimlendirmeye çalıştığı pedagojik bir özne olarak görülmüştür. Oyun yalnızca boş zaman etkinliği olmaktan çıkarak bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimi destekleyen bir eğitim aracına dönüşmüştür. Oyun alanları da sokak ve mahallelerden okul bahçelerine ve planlı parklara yönelmiştir. Sanayi Devrimi sonucunda Avrupa’da mekanik bebekler, kurmalı trenler, teneke askerler, porselen bebekler ve bilimsel oyuncaklar seri biçimde üretilmiştir. İstanbul mağazalarına giren bu ürünler, yerel Eyüp oyuncaklarıyla rekabet etmiştir. Böylece oyuncak, el emeğine dayalı bir zanaat ürünü olmaktan çıkarak endüstriyel ve ticari bir tüketim nesnesine dönüşmüştür. Zengin ailelerin çocukları ithal ve mekanik oyuncaklara erişebilirken alt ve orta gelirli ailelerin çocukları yerel oyuncaklarla oynamaya devam etmiştir. Bu durum oyun ve oyuncaklar üzerinden sınıfsal farklılıkları görünür hâle getirmiştir. II. Meşrutiyet döneminde oyun, vatandaşlık eğitiminin, disiplinin ve millî kimlik oluşturmanın araçlarından biri olmuştur. Çocuk dergilerinde eğitici oyunlara ve oyuncak reklamlarına yer verilmesi, çocuğun hem pedagojik bir özne hem de ayrı bir tüketici grubu olarak görülmeye başlandığını göstermiştir. Cumhuriyet döneminde bu anlayış güçlenmiş; beden eğitimi, izcilik, çocuk parkları ve okul bahçeleri aracılığıyla oyun kurumsallaştırılmıştır. 1950 sonrasında plastik oyuncakların yaygınlaşması ve kentleşmenin hızlanması, geleneksel oyun kültürünü dönüştürmüştür. 1980 sonrasında küresel markalar ve televizyon karakterleri oyuncak sektöründe belirleyici olmuştur. 2000’li yıllarda internetin, akıllı telefonların ve dijital oyunların yaygınlaşmasıyla oyun fiziksel mekândan sanal ortama taşınmıştır. Oyuncak ise giderek maddi bir nesne olmaktan çıkarak oyun içi satın almalarla edinilen dijital bir varlığa dönüşmüştür.trinfo:eu-repo/semantics/openAccess19. YÜZYILDA MODERNLEŞEN OYUN VE OYUNCAK KÜLTÜRÜBook Chapter