Kapadokya Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@KÜNASİS, Kapadokya Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.




 

DSpace'deki Bölümler

Koleksiyonlarını listelemek için bir bölüm seçin.

Listeleniyor 1 - 5 / 6

Güncel Gönderiler

Öğe
Ritüel Sürekliliği Bağlamında Erken Orta Çağ ve Günümüz Sibirya Türklerinin Muskaları
(30.12.2025) Okutan Davletov, Nükhet
Bu makalede Güney Sibirya’daki eski Türk dönemi kurganlarında bulunan ve arkeologlar tarafından muska amacı taşıdığı belirtilen birtakım nesneler ile bunlar etrafında şekillenen uygulamaların, Erken Orta Çağ Türkleri ile bugün aynı bölgede yaşayan modern Sibirya Türkleri arasındaki inançsal devamlılığın örneklerinden olduğu ileri sürülmektedir. Bu amaçla özellikle hayvan uzuvları ve insan dişleri gibi kurgan buluntuları ile sözlü kültür ürünlerindeki motifler, etnografik dönem kayıtları ve günümüzden örnekler arasındaki benzerliklerin tespit edilmesine çalışılmıştır. Örneğin, L. A. Yevtyuhova ve S. V. Kiselev başkanlığında Altay’daki Kuray köyü yakınlarında kazısı gerçekleştirilen ve VII-IX. yüzyıllara tarihlendirilen kurganlardan birinde ölünün kemer çantasında bulunan insan ve kemirgen dişlerinin muska işlevi taşıdığı, yapılan analizler sonucunda mezar sahibinin diş hastalığından mustarip olduğunun anlaşılmasıyla ortaya koyulmuştur. Kızlasov da Tıva’daki eski Türk kurganlarında bulunan kemer çantalarının içindeki insan dişlerinin, diş ağrısı için muska görevi gördüğünü ifade etmektedir. Bu bilgiler ışığında kurgan buluntularına göre hasta ya da kusurlu dişin, sağlam benzeriyle değiştirilmek istendiği anlaşılmaktadır. Alan araştırmaları, günümüz Sibirya Türklerinin de çocuklarını diş ağrısından korumak için boyunlarına tay dişi astıklarını göstermektedir. Bu uygulamanın bir benzeri de Şamanizm mensubu Hakasların tǐs toyı yani diş toyu dedikleri törenden yıllar sonra yine süt dişleri üzerinden gerçekleştirdikleri bir uygulamada tarafımızca tespit edilmiştir. Çalışma boyunca çeşitlendirilen örneklerin analizinin ardından erken Orta Çağ’da bugünkü Hakas, Tıva ve Altay topraklarında yaşamış olan eski Türkler ile günümüzde aynı coğrafyada yaşamaya devam eden Sibirya Türkleri arasında Şamanizm bağlamında inançsal devamlılıktan söz etmenin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.
Öğe
Gunnarr Gjúkason’un Ölüm Öncesi Müzikal İcrasının Şamanist Yönü Üzerine
(26.12.2025) Okutan Davletov, Nükhet
Bu çalışma, Cermen-İskandinav anlatı geleneğinde yer alan Gunnarr Gjúkason’un ölüm sahnesinde çalgı çalması motifini, mitolojik, kültürel ve ritüel boyutlarıyla çok katmanlı bir analiz çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. Gunnarr, Völsunga Saga’da Sigurðr Fáfnisbani’nin kayınbiraderi olarak görünmekte ve ilk etapta ikincil bir karakter izlenimi uyandırsa da, özellikle Atlakviða gibi farklı varyantlarda dramatik ve sembolik yükü yüksek olan merkezi bir figüre dönüşmektedir. Gunnarr’ın karakteri tarihsel bir kişi olmaktan ziyade, mitolojik bilinç düzeyinde anlam yüklenmiş, sembolik bir aktör olarak yorumlanmaktadır. Anlatıya göre Gunnarr, Hun kralı Atli (Attila) tarafından yılan dolu bir çukura atılır. Anlatı varyantlarında farklılık göstermekle birlikte Gunnarr’a bir arp (ya da lir) verildiği, onun da elleri bağlandığı için bu çalgıyı ayak parmaklarıyla çaldığı aktarılmaktadır. Çaldığı müzikle yılanları uyutan Gunnarr, geçici bir kurtuluş anı yaşasa da, nihayetinde yılanlar tarafından sokularak öldürülür. Bu çalışma, söz konusu motifin yalnızca dramatik bir sahne veya kahramanlık göstergesi olmadığını, aynı zamanda eski Şamanist inanç sistemlerinin bir iz düşümü olduğunu öne sürmektedir. Şamanizm’de müzik yalnızca bir estetik öge değil, ruhlar ve tanrılar âlemiyle iletişim kurma, esrime hâline geçme ve ayinsel rehberlik sağlama amacıyla kullanılmaktadır. Sibirya Şamanları arasında yapılan etnografik gözlemler, çalgıların, Şamanın öte âleme geçişini mümkün kılan birer sembolik araç olduğunu ortaya koymuştur. Bu bağlamda müzikle ölümüne karşı koyma çabası, Hristiyan teolojik düşüncesiyle bağdaşmamaktadır. Aksine kader karşısında doğaüstü güçlerle son bir temas kurma çabası, hatta bir tür Şamanist ölüm ritüeli icra etme girişimi olarak değerlendirilebilir.
Öğe
ŞAMANİK RUH TASAVVURU BAĞLAMINDA İZLANDA FYLGJA’SI VE HAKAS UMAY’I ÜZERİNE
(25.09.2025) Okutan Davletov, Nükhet; Davletov, Timur
Pagan dinlerde insanın soyut uzantıları hakkında oldukça gelişmiş bir terminoloji mevcuttur. Bu doğrultuda eski İskandinav dinindeki ve Türk halklarından Hakasların Şamanizmindeki ruh inancının benzer şekilde karmaşık bir yapıda olduğu görülmektedir. Nitekim Hakas Şamanizminde kut, tın, yula/çula, süne/sürne ve üzüt gibi birden fazla ruh türü mevcutken; İskandinav paganizminde de ruh konusu ele alınırken birden fazla kavram gündeme gelmekte; hamr, hugr, fylgja ve hamingja olmak üzere başlıca dört kavrama değinildiği göze çarpmaktadır. Hristiyanlık ve İslamiyet etkisiyle literatürde ruh şeklinde tek bir kavrama indirgenen bu parçaların hareketli olup bedenden ayrılıp geri dönebilmeleri, Hakas Şamanizmi ve eski İskandinav dininin ortaklıklarından biridir. Buna ek olarak bedenin çeşitli uzuvlarında ve organlarında ruhun ya da ruhun bir kısmının bulunduğuna dair inanç ve bunlarla ilgili uygulamalar, bu ortaklıklara birer örnek olarak değerlendirilmelidir. Bu çalışmada söz konusu organlardan plasenta üzerinde durulmuştur. Pek çok pagan toplumda anne karnındaki fetüsü koruduğu ve çocuğun sağlığıyla kaderinin buna bağlı olduğuna inanıldığı için plasentaya özel bir önem verilmiştir. En erken, XIII-XIV. yüzyıllarda kaleme alınan İzlanda kaynakları vasıtasıyla hakkında bilgi edinilebilen fylgja, hem fizikî plasenta hem de ayı, kartal, kurt, öküz, yaban domuzu, tilki veya kuğu gibi çeşitli hayvan formlarında görülebilen bir tür koruyucu ruh olarak algılanmaktadır. XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un verdiği bilgilere ve etnografik dönemde Sibirya Türkleri arasında yürütülen alan araştırmalarına göre Umay da kendisine tapınanlara çocuk ruhu veren koruyucu bir ilah olmasının yanı sıra ismen plasenta anlamına gelmektedir. Bu iki inanış arasındaki farklılık ise Umay’ın, fylgjur’un aksine çocuğa ruh veren bir yaratıcı olması ve plasentanın hayvanlar tarafından yenmesi, ateşte yakılması, önünden kimin geçtiğine veya gömüldüğü yere göre değişen bir form alarak insana hayat boyu eşlik etmesi inancının mevcut olmayışıdır. Hakaslarda plasenta, ib denen geleneksel evin içinde kimsenin üzerine basıp yürüyemeyeceği bir yere gömülürken, İzlandalılarda insanların üzerinden geçeceği kapı eşiğinin altına gömülmesi gibi farklılıklar da bundan kaynaklanmaktadır. Ancak bu uygulamalar ilişkisiz gibi görünse de her ikisinin temelinde de plasentanın, çocuğun ruhunu barındırması ve kötü ruhlardan uzak tutulması yatmaktadır. Bu sebeple iki kültürün benzer Şamanik motiflere sahip olduğunu ileri sürmek mümkün görünmektedir. Günümüzde doğumların ağırlıklı olarak hastane ortamında gerçekleşmesi sebebiyle plasenta tıbbi atık olarak imha edilmektedir. Bu sebeple çalışmada bahsi geçen ve geçtiğimiz yüzyıl hâlen yaygın olan uygulamalar, istisnai durumlar hariç yok olmaya yüz tutmuştur. Buna rağmen vücutta çeşitli organlar ile uzuvların ruh barındırdığı inancı ve bunlarla bağlantılı ilahlar/ruhlara dair inanışlar varlığını korumaya devam etmektedir.
Öğe
Bioindicator Benthic Macroinvertebrates as Semiotic Agents: A Biosemiotics-Oriented and Ethical Reframing Toward Meaningful Sustainability
(Springer, 19.12.2025) Öztürk, Selda; Akıllı, Sinan
Freshwater ecosystems, though covering less than 1% of the Earth’s surface, sustain nearly 10% of known species and are increasingly imperiled by climate change and anthropogenic stressors. Conventional biomonitoring frameworks, such as the EU Water Framework Directive, employ benthic macroinvertebrates as bioindicators, defining them primarily as proxies of ecosystem health. However, this narrow paradigm tends to overlook their “semiotic agency” (Sharov & Tønnessen, 2021)—the capacity to perceive, interpret, and act upon environmental signs that structure their Umwelt. In this article, we present what we term a biosemiotic ecological synthesis of six recent studies on freshwater macroinvertebrates and invertebrate conservation. Rather than generating new field data, we re-read published ecological and behavioral results through a biosemiotic and environmental humanities lens. We show that reported context-sensitive responses—microhabitat relocation, altered emergence timing, feeding adjustments, and acoustic signaling—can be interpreted as semiotic activity, patterned organism–environment relations in which macroinvertebrates evaluate and respond to environmental cues. Under stressors such as mining, nutrient enrichment, or hydrological isolation, these capacities are diminished in what Maran (2023) has called an “Umwelt collapse”, an often-overlooked dimension of biodiversity loss. By reframing benthic macroinvertebrates as interpretive agents, our study expands biomonitoring toward approaches that seek to preserve not only taxonomic and functional diversity, but also the communicative richness and behavioral plasticity of freshwater life. This reframing carries implications for conservation efforts and sustainability in the Anthropocene: conservation must protect not only biological diversity but also the semiotic diversity through which life interprets and co-creates ecosystems.
Öğe
KÜN Bilim Dergisi 1. Sayı
(Ocak 2026)
...