Kapadokya Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi

DSpace@KÜNASİS, Kapadokya Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.




 

DSpace'deki Bölümler

Koleksiyonlarını listelemek için bir bölüm seçin.

Listeleniyor 1 - 5 / 8

Güncel Gönderiler

Öğe
Kahramandan Miras Bir Tartışma Karakter Üzerinden Tarihî Romanı Düşünmek
(Kapadokya Üniversitesi, 2026) Duygu Oylubaş Katfar
---
Öğe
KÜN Bilim Dergisi 2. Sayı
(Kapadokya Üniversitesi, Haziran 2026)
---
Öğe
TÜRKİYE’DE MAKBUL YOKSUL İNŞASI ÖRNEĞİ: PEMBE İNCİLİ KAFTAN
(CAPPADOCIA JOURNAL OF HISTORY AND SOCIAL SCIENCES (CAHIJ), Nisan 2026) Düzgün, Öztekin
24 Ocak 1980’de yayımlanan ekonomik istikrar paketi, Türkiye’de yeni bir ekonomik ve siyasal evre başlatmıştır. Ücretlerin düşürülmesi ve kamu harcamalarının sınırlandırılması gibi içerikleri olan bu paket, emek aleyhine gerçekleşen bir yapısal dönüşüm programı olarak işleyecektir. Ancak ilgili dönemdeki örgütlü emek hareketi gibi pek çok toplumsal koşul, bu kararların uygulanmasını zorlaştırmıştır. Bu “engeli” aşan 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, Türkiye’nin uluslararası serbest piyasaya eklemlenmesinin yolunu açmış ve neoliberalizm Türkiye’de kök salmaya başlamıştır. Devletin ekonomik etkinliklere müdahalede bulunmasını şiddetle reddeden liberalizmin bu yeni evresi, devleti, ekonomik etkinlikleri sermaye lehine düzenleyen bir aktör hâline getirerek siyasal alanda da arayışlar içinde olmuştur. Üstel’in (2004) “Makbul Vatandaşın Peşinde” araştırması, bu evrede vatandaşlık nosyonuna iki temel özelliğin eklendiğini saptamaktadır: Müslümanlık ortak paydası ile olağanüstü hâl yurttaşlığı. Buna göre Müslümanlık ortak paydası ile toplumsal birlik yolunda adımlar atılacak; olağanüstü hâl yurttaşlığı ile “paranoid” iç ve dış düşmana karşı teyakkuzda olunacaktır. Neoliberalizmin yoksulluk üreten mekanizmalarıyla eş zamanlı yürüyen yeni makbul vatandaş, aynı zamanda makbul yoksul inşası olarak görülmelidir. Bölüşüm şoklarının yaşandığı, emek gelirlerinin düştüğü, esnek işgücü piyasalarının inşa edildiği, devletin sosyal korumadan çekildiği, sendikasızlaştırmalarla hak taleplerinin düşürüldüğü ve emek mücadelesinin zayıfladığı, sermaye lehine politikaların aktif kılındığı, hızlı bir depolitizasyon sürecinin yaşandığı bir dönemin makbul vatandaşı, büyük ölçüde bu neoliberal serbest piyasa koşullarında gittikçe yoksullaşacak birey olarak düşünülmelidir. Yoksulluk ise, doğası gereği gerçekleştiği ekonomik sitemin başarısızlığı olarak görülmelidir. Bu bakımdan neoliberalizmin sürekliliği, sistem üzerinde tehlike oluşturan yoksulları yönetme kabiliyetine bağlıdır. Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde neoliberalizmin gerçekleştirdiği yoksulluk yönetimi, muhafazakâr, popülist ve klientalist özellikler barındırarak gerçekleşmiş; geleneksel ve kültürel değerler araçsallaştırılarak siyasal bir hat inşa edilmiştir. Bu araçlar, yeni ekonomik tercihlerin kalıcılığını sağlamak adına da oldukça kullanışlıdır. Kutsal devlet temasını içererek gelişen Ömer Seyfettin’in Pembe İncili Kaftan adlı öyküsü, neoliberal dönem makbul yoksul inşasının kaynaklarını içermesi bakımından çalışmada irdelenmiş ve bu inşa sürecindeki yoksullaşmayı ulvileştiren tutumun bir yoksulluk yönetim mekanizması olarak kabul gördüğü iddia edilmiştir.
Öğe
II. Ulusal Yapay Zekâ Buluşması Kapadokya
(Kapadokya Üniversitesi, 2026) GÖKÇEOĞLU, Candan; OĞUZ, Şafak
Yapay zekâ teknolojisi yaşamın tüm alanlarını hızla dönüştürerek yeni bir ekosistem kuruyor. Özellikle, büyük dil modelleri (LLM) gibi üretken yapay zekâ teknolojileri tarihte ilk kez bu kadar büyük ölçekli bir kitle tarafından çok hızlı bir şekilde benimsendi ve kullanılmaya başlandı. Yapay zekâ teknolojilerinin sağladığı fırsatlar tüm ekonomiler için değerlendirilmeye çalışılırken riskleri de ortaya çıkmaya başladı. Özellikle LLM ile ilgili çok ciddi bir epistemik krizin boyutları görünür olmaya başladı. Bu nedenle, tarihte ilk kez insanın bilişsel süreçlerini taklit eden bir makinenin doğasının yanlış değerlendirilmesinden ve insan yerine ikame edilmesinden kaynaklanan bir kriz yaşanmaktadır. İnsanın dünyada ilişkisi hakikat düzleminde gerçekleşir ve değerler ve sorumluluklar üzerinden davranışlara yansırken yapay zekânın hakikatle bir ilişki iddiası olmadığı gibi sorumluluğu da yoktur. İnsan yargısı, algıdan nedenselliğe, bellekten değerlere uzanan çok boyutlu bir sürecin ürünüyken LLM'lerin yargısı, yüksek boyuttu bir olasılık uzayında bir sonraki kelimeyi seçme işleminden ibarettir. İnsan, ne bildiğini ve ne bilmediğini ayırt edebilir, gerekirse yargıyı askıya alabilir. LLM'ler ise duramaz; her durumda bir cevap üretmek zorundadır. Yapay zekânın bağımlı olduğu insani değerler değildir, veriler ve algoritmadır. Algoritmaları ile verileri değerlendiren LLM'ler hakikat uzəyında değil, olasılıklar uzayında hareket ederler. Ortaya çıkan yanlılıklar veya halüsinasyon davranışı bile yapay zekâ tarafından değil, insanın değerlendirmesi sonucu bir sorun alanı olarak belirlenmiştir. Diğer taraftan, özellikle finans alanında ahlaka mugayir kararlar vermesi de bu mimariden, yani yapay zekânın bilinç, sorumluluk ve niyetten yoksun olmasına rağmen bir fail olarak eyleyen olabilmesi veya eylemeye devam etmesi ile ilişkilidir. Ve bu nedenle Alev Alatlı'nın ifadesiyle ‘şerre bükülme’ olasılığı yüksektir. Asıl kriz de burada ortaya çıkmakta; anlamadan, niyetsiz ve sorumluluktan bağımsız biçimde üretilen çıktılar, hakikatle kurulan ilişkinin yerini almaya başlamakta ve sorumluluğu olmayan bir nesne epistemik bir özne gibi davranmaktadır. Yapay zekâ ite inşa edilen yenidünya simülasyonu gerçek dünyadan kopuşu hızlandırmakta ve insanları gerçek dünyadan temsiliyet olarak daha dar bir dünyada yaşamaya mahkûm etmektedir. Sorun, modellerin daha iyi eğitilmesiyle ya da daha yüksek doğruluk oranlarıyla ortadan kalkmayacaktır. Çünkü mesele performans değil, yapı meselesidir. Ne kadar ikna edici olurlarsa olsunlar, bu sistemler epistemik özne değildir. Onları öyleymiş gibi konumlandırmak, hem bireysel yargıyı hem de kurumsal sorumluluğu aşındırmaktadır. Bu nedenle yapılması gereken insan yargısını koruyacak epistemik, kurumsal ve ahlaki sınırları yeniden düşünmektir. Üretici yapay zekâ çağında asıl mesele yargının kimde kaldığı ve failin kim olduğudur. Çünkü sorumluluğu olmayan ancak eyleyen bir araçta adil, sahih ve insanî bir dünya kurmak mümkün değildir. Prof. Dr. Mahmut ÖZER
Öğe
Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Temmuz 2026 Bülteni
(Sağlık, Kültür ve Spor Dairesi, Temmuz - 2026) Sağlık, Kültür ve Spor Dairesi
Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Temmuz 2026 Bülteni