Kapadokya Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
DSpace@KÜNASİS, Kapadokya Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor, araştırma verisi gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.

DSpace'deki Bölümler
Koleksiyonlarını listelemek için bir bölüm seçin.
Listeleniyor 1 - 5 / 6
- Academic Units
- Administrative Units
- Cappadocia University Publications
- Regulations
- Data Warehouse
- Private Archives
Güncel Gönderiler
Analysis of LTE Network Connection Parameters at Legal Maximum UAV Flight Altitudes and Comparison with Ground
(Dergipark, 09.10.2025)
Recently, Unmanned Aerial Vehicles (UAVs) and UAV Traffic Management (UTM) systems have gained attention, particularly for applications such as aerial mapping and agriculture. Due to the widespread use of applications and the increasing number of UAVs, air traffic poses a danger to the public and the inability to track UAVs causes a security vulnerability. The European U-Space concept and the Next GEN concept in the USA implement the Air corridor and UTM system for Tracking of UAVs and Commercial UAVs services. It is desired to use new generation communication infrastructures for UAVs to communicate with UTM uninterruptedly and safely. In this study, flights were conducted at the maximum legal altitude limit of 120 meters to test the usability of the UAV and UTM communication infrastructures of the Long-Term Evolution (LTE) communication infrastructures of Mobile Operators in Turkey. In the study, an LTE-supported UAV was connected to the Türk Telekom Corporation (Türk Telekomünikasyon A.Ş.) Mobile LTE network, log telemetry information was sent to the UTM server on the ground via the UAV from an altitude of 120 meters, and the connection quality of the Mobile Operator was determined. In addition, the signal quality and strength measured from the ground on the same route as the highway were compared with the signal quality and strength received by the UAV at an altitude of 120 meters. Successful results were achieved and it was proven that communication can be achieved using the Mobile Operator's LTE network even at the maximum legal UAV altitude limit.
İLACA DİRENÇLİ EPİLEPSİ TEDAVİSİNDE KETOJENİK DİYET KARARI: OLGU SUNUMU
(06.10.2025) Küçükkatırcı Baykan, Hürmet
Ketojenik diyet, ilaca dirençli epilepside etkinliği kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir; ancak
uygulama güçlüğü nedeniyle her hasta için uygun değildir. Bu noktada hasta seçimi kritik öneme sahiptir.
Bu bildiride, ketojenik diyet açısından uygunluk gösteren epilepsi olgusunun değerlendirilmesi
amaçlanmıştır.
Yutma Güçlüğünün Değerlendirilmesi
(Türkiye Klinikleri, 07.10.2025) Çiğdem Eryılmaz Canlı
Disfaji (yutma bozukluğu), katı veya sıvı gıdaların ağız boşluğundan mideye geçişinde anormal bir güçlük veya gecikme olarak tanımlanır. Disfaji orofaringeal veya özofageal fazda ortaya çıkabilir. Orofaringeal disfaji, yutmanın oral hazırlık ve farengeal evrelerindeki bozuklukları ifade ederken, özo- fageal disfaji yemek borusundaki taşıma evresindeki bozuklukları tanımlar. Yutma bozukluklarının altında yatan nedenler çok çeşitlidir ve genellikle, nörolojik, yapısal ve mekanik, medikal veya gelişimsel kategorilerde incelenir. Yutma bozukluğu yaşayan bireyler için, klinik değerlendirme ve enstrümental değerlendirme önerilmektedir. Yutma bozukluklarının yönetimi, altta yatan nedene, disfajinin şiddetine ve hastanın özelliklerine göre değişkenlik göstermekle birlikte, temel amaç güvenli ve yeterli beslenmenin sağlanması ve aspirasyon komplikasyonlarının önlenmesidir. Yutma bozukluklarının tedavisinde eğitim, diyet değişiklikleri ve egzersizler; enteral beslenme veya cerrahi düzeltmeler vardır. Yutma bozukluklarının değerlendirilmesi ve yönetimi, disiplinlerarası iş birliğini zorunlu kılan kompleks bir süreçtir. Entegre yaklaşımların, tek bir disiplinin izole çabasına kıyasla, disfaji yönetiminde çok daha iyi sonuçlar verdiği bilinmektedir.
Sağlık Profesyonellerinde Mesleki Kimlik
(Nobel akademik yayıncılık, 2025) Tuğyan Ayhan, Deniz
Fizyoterapistlik mesleği, multidisipliner sağlık hizmetleri içinde belirli bir uzmanlık alanı olarak net görev ve sorumluluklara sahiptir. Türkiye‘de Sağlık Bakanlığı tarafından tanımlanan mevzuat ve ulusal eğitim programları, fizyote- rapistlerin görev tanımlarını ve uygulama sınırlarını belirleyerek mesleki kim- liklerinin oluşmasına katkı sağlamaktadır. Ancak uygulamada fizyoterapistlerin mesleki özerkliği, uzman hekim yönlendirmesine bağlı olarak sınırlı kalmakta ve bu durum, klinik karar verme süreçleri ile uygulama kalitesini dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Klinik uygulamaları içeren Fizyoterapi ve Rehabilitasyon eğitimi ile lisans ve lisansüstü düzeyde verilen teorik bilgiler, mesleki kimliğin temelini oluşturmaktadır. Klinik uygulamalar, öğrencilere mesleğin pratik uygu- lamalarını öğrenme fırsatı sunarak, mesleki değerleri içselleştirmelerini sağla- maktadır. Mesleki kimlik gelişiminde, stajlar ve klinik uygulamalar kritik öne- me sahiptir. Ayrıca, lisans sonrası yüksek lisans ve doktora eğitimleri, klinik uzmanlaşma ve araştırma becerilerinin kazanılmasını sağlayarak fizyoterapistle- rin profesyonel yetkinliğini ve verilen sağlık hizmetini iyileştirmektedir. Mesle- ki dernekler ve akademik toplantılar, fizyoterapistlerin mesleki haklarını koru- ma, meslek değerlerini görünür kılma, bilgi paylaşımı ve mesleki ağ oluşturma açısından önemli platformlardır. Bu yapılar, fizyoterapistlerin aidiyet duygusu- nu güçlendirerek mesleki kimliğin pekişmesine katkıda bulunmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye‘de fizyoterapistlik mesleğinin gelişimi, eğitim prog- ramları, mevzuat, klinik uygulamalar ve mesleki derneklerle desteklenen sosyal ve profesyonel ağlar sayesinde sürdürülebilir bir yapıya sahiptir. Mesleki özerk- liğin artırılması ve ―doğrudan erişim‖ gibi uygulamaların hayata geçirilmesi, fizyoterapistlerin yetkinliğini ve mesleki kimliğini güçlendirecek, aynı zamanda multidisipliner sağlık hizmetlerinin kalitesini yükseltecektir. Gelecekte, eğitim, klinik uygulama ve profesyonel uygulama süreçlerinin entegre bir şekilde yöne- tilmesi, Türkiye‘de fizyoterapistlerin ulusal ve uluslararası alandaki görünürlü- ğünü ve profesyonel değerini daha da artıracaktır.
Kültürel ve Sosyal Sermaye Açısından Özel Gereksinimli Çocukların Eğitsel Durumlarının İncelenmesi
(31.12.2025) Esin, Özge Kübra; Duman, Gökhan
Çocukların eğitsel ve sosyal yaşamlarında karşılaştıkları başarısızlıkların kökeninde sıklıkla sahip olunan kültürel sermaye ve sosyal sermaye aktarımındaki eksiklikler yatmaktadır. Bu nedenle araştırmada kültürel sermaye ve sosyal sermaye açısından özel gereksinimli çocukların eğitsel durumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel verilere dayalı, durum çalışması (case study) modelindedir. Araştırmanın örneklemi, amaçlı örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Bu kapsamda örneklem, okul öncesi eğitim döneminde, tıbbi ve eğitsel tanıya sahip, tam zamanlı kaynaştırma uygulamalarına ve özel eğitim hizmetlerine devam eden 3 kız ve 3 erkek özel gereksinimli çocuk ile çocukların annelerinden oluşmaktadır. Araştırma verileri, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada görüşmelere ek olarak gözlem, saha notları ve çocukların dönem sonu değerlendirme formları kullanılmıştır. Böylece üçgenleme (triangulation) yolu ile geçerlik sağlanmıştır. Elde edilen nitel veriler, tematik analiz yöntemi kullanılarak çözümlenmiştir. Bulgular, katılımcıların düşük eğitim düzeyine, sınırlı ekonomik koşullara ve kırsal yaşam alanlarına sahip olmalarının, çocukların okul dışı eğitsel ve sosyal etkinliklere erişimini ve akademik başarılarını kısıtladığını göstermektedir. Ebeveynlerin sınırlı kültürel pratiklerle çocuklarını destekledikleri, resmi prosedürlerde ve okul içi süreçlerde temel düzeyde deneyim kazandıkları belirlenmiştir. Sosyal sermaye açısından ise ebeveynlerin çevreleri ile güçlü bağlara sahip oldukları, kurumsal ve köprüleyici sosyal ağlarda sınırlı kaldıkları ortaya çıkmıştır. Araştırma sonuçları, ebeveynlerin sahip oldukları sermayenin çocuklarının eğitsel gelişiminde belirleyici olduğunu ve Bourdieu’nün sermaye kuramlarıyla uyumlu bulgular sunduğunu ortaya koymaktadır. Çocuklar akademik ve sosyal açıdan sınırlı bir destek görmektedir. Bu nedenle, ebeveynlerin kültürel sermaye ve sosyal sermayelerini artıracak politika ve kurumsal destek programlarının geliştirilmesi önerilmektedir.












