Türk Dili ve Edebiyatı - Makale Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 26
  • Öğe
    Güvenilmez Anlatıcı İle Okurun Şüpheli Sözleşmesi: Bu Kitabı Çalın
    (Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi, 01.11.2025) Oylubaş Katfar, Duygu
    Edebiyat teorisi odaklı pek çok çalışmada bir yazarın kendinden iz taşımadan eser üretmesinin imkân/sız/lığı üzerinden yapılan tartışmalar mevcuttur. Bu tartışmalardan ziyade Wayne C. Booth, kurmacanın retorikten ne kadar bağımsız kalabileceğini sorgularken “ima edilen yazar” kavramını ortaya çıkarır ve yazarın temsil ettiği türevlerini sunar. Bu zımni imge, bazen daha az bilgiye sahip bazen de kasıtlı olarak birtakım boşluklar yaratıp ironiyi kuvvetlendiren bir ima edilen yazar tarafından kurulur. İma edilen yazarın oluşturduğu varsayılan anlatıcının bilinçli ya da bilinçsiz olarak bıraktığı mesafe üzerinden şekillenir. Çalışmada bildirişimsel ve poetik anlatı teorisinin farklı tanımladığı anlatıcı terimi, edebî üretim çıktısı üzerinden tartışılmıştır. Yapısalcı/klasik ve klasik sonrası anlatı bilimin ortaya koyduğu paradigmalar üzerinden anlatının üretilmesiyle alımlanmasının farklarına değinilerek güvenilmez anlatıcının neden anlatıya dâhil edildiği ve metni nasıl yönlen- dirdiği konusunda iyi bir örneklem olacağı düşünülen Murat Gülsoy’un Bu Kitabı Çalın kitabı ve özellikle aynı isimli öyküsü makalenin kapsamını oluşturmaktadır. Bu kapsamda öykü türüne özgü bir okur sözleşmesinde “güvenilmez anlatıcı”nın rolleri değerlendirilmiştir. Anlatısal araçlardan üstkurmaca ve metakurmaca arasındaki ayrımdan yola çıkılarak anlatı düzeyleri tartışılmış ve edebî eserdeki yanılsama etkisinin gereklilikleri sorgulanmıştır. Böylece alımlama merkezli modelde yazarın ve anlatıcının muhatapları yorumlanmıştır.
  • Öğe
    Tarihî Metinlerde Dilbilim Çalışmaları için Yöntem Önerisi: Çerçeveleme
    (Atatürk Üniversitesi, 15.01.2026)
    Bilgiye en kolay ulaşılabilecek bir alan olan dijital ortamlar, bilgiyi sunarken doğru veya yanlış süzgecine takılmamaktadır. Bu erişebilirlik gerek doğru gerek yanlış tüm bilgileri okuyucuya veya kullanıcıya ulaştırmaktadır. Dijital ortamlardan elde edilen bilgilerin ilk öğretimden üniversite öğrencisine kadar birincil kaynak olarak kullanılması, bu yolla da ödev ve proje gibi yazılı materyallerle eğitim-öğretim içeriğine yansıması önüne geçilmesi gereken bir sorun olarak görülmektedir. Bu ortamda oluşabilecek hataların önüne geçilebilmesi için dijital ortamdaki içeriklerin ve bilgilerin sunuluş biçimlerinin dikkatli incelenmesi gerekmektedir. Dijital ortama doğru aktarılması ve burada doğru anlaşılması gereken önemli konulardan biri de Türkçenin tarihî metinleridir. Söz konusu metinler sadece dil ve edebiyat bağlamında değil toplum ve kütür inşasında da son derece önemlidir. Türk dili, tarih boyunca yalnızca dilsel değil; aynı zamanda kültürel, ideolojik ve sosyolojik bir taşıyıcı da olmuştur. Bu nedenle bu metinlerin dijital ortamlarda daha doğru anlaşılabilmesi, yazılış amaçlarının ve içeriklerinin dijital ortamlara daha doğru aktarılabilmesi için doğru ve etkili yollar tercih edilmelidir. Bu yollardan bir tanesi de daha çok medya metinlerinin sunumunda ve algılanmasında kullanılan çerçeveleme kuramıdır. Çerçeveleme kuramı, insanların bilgiyi anlamak ve yorumlamak için kullandıkları zihinsel çerçeveleri ve kalıpları inceleyerek, iletişimin etkisini anlamaya odaklanan belirli bir konuyu veya olayı bir perspektiften sunarak, insanların algısını şekillendirmeye ve davranışlarını yönlendirmeye çalışır. Tarihsel metinlerin de belirli düşünsel çerçeveler sunarak okuyucularına bilgi vererek daha doğru bir temel üzerine insan, toplum ve kültür inşası işlevi düşünüldüğünde çerçeveleme kuramıyla ele alınmasının mümkün olduğu söylenebilir. Ancak bu metinlerin dijital ortamdaki sunumları, çoğu zaman hatalı ya da eksik bilgiye dayalı çerçevelerle sınırlı kalmakta ve metinlerin anlam derinliği kaybolmaktadır. Dijital ortamda bir bilginin tanımlayıcısı olarak oluşturulan çerçeveler doğru bilgiyi öncelemeyip daha çok rağbet edilme kaygısıyla sunulmaktadır. Bu çalışmanın anlam derinliği olan çerçevelerin oluşturulmasına katkı sağlaması hedeflenmektedir. Çalışmanın kapsamı Türk dili ve edebiyatı için büyük önem arz eden, kadim Türk kültürünün temel taşlarından sayılabilecek tarihî metinlerin çerçeve kuramı ile ele alınabileceği konusuyla sınırlandırılmıştır. Orhon Yazıtları, Kutadgu Bilig ve Dede Korkut Hikâyeleri gibi temel eserlerin dijital mecralarda oluşturulmuş çerçeveleri ele alınacak, bu metinlerin internet ortamında sunulan farklı çerçeveleri tartışılacaktır. Sonuç olarak, tarihî metinlerin dijital platformlarda daha doğru ve çok katmanlı bir şekilde sunulabilmesi için çerçeveleme kuramının rehberliğinde yeniden yapılandırılması gerektiği savunulacaktır
  • Öğe
    Deprem Haberlerinde Dil, Değer ve Söylem
    (Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, 31.08.2025)
    Enformasyon çağı olarak adlandırabileceğimiz 21. yüzyılda insanoğlunun en sık ihtiyaç duyduğu şey bilgidir. Ulaşılabilir bilgi yaratmak, bu bilginin paylaşılmasını sağlamak ve doğru hedefe aktarmak enformasyon kuramının önemli özelliklerinden biridir. Basit anlamda haber verme olarak ifade edilebilecek bu süreçte “haber” olgusu dikkate değerdir. Çünkü haber, insanın etrafındaki olayları algılama biçiminin de temel bir göstergesidir. Bu nedenle bir şeyin anlamlandırılması ve anlaşılabilmesi için doğru bilgi veya haber büyük öneme sahiptir. Medya teknolojilerinin hızla gelişmesi, bilgi ve haberin küresel bir nitelik kazanmasını da sağlamıştır. Bilgi ve haberler, gelişen teknoloji sayesinde neredeyse sınırsız erişim olanağına ulaşmıştır. Bu durumda bilginin veya haberin değerinin sorgulanmasını da beraberinde getirmektedir. Haber değeri, medyanın bir olaya ne kadar önem vereceğini belirleyen özelliktir. Bir haberi değerli kılan şeylerden biri de sunum biçimi ve o haberin aktarımında kullanılan dildir. Bu çalışmada Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve asrın felaketi olarak nitelendirilen depreme dair yapılan haberler dil, değer ve söylem çerçevesinde ele alınacaktır. Söz konusu haberlerin haber değeri üzerinde durulacak, haber değerinin söylem üzerindeki etkisi eleştirel söylem analizi yöntemiyle değerlendirilecektir. Yöntem olarak Galtung ve Ruge’un “Haber Değeri Kriterleri” ile Wittgenstein’ın “Dil Oyunları Kuramı” işletilecektir. Bu çalışmanın medya ve iletişim çalışmaları, dilbilimi, kültür bilimi gibi farklı disiplinlerin bir arada çalışabileceği, özgün çalışmaların ortaya konulabileceği noktasında örnek olması düşünülmektedir.
  • Öğe
    YEREL YÖNETİMİN YERELİ TEMSİLİ AÇISINDAN TRABZON İL VE İLÇE BELEDİYE LOGOLARI
    (Serander Yayınevi, Kasım 2025) Yılmaz, Çağla
    Belediyeler ulusal ve uluslararası alanlarda görünür olmak için kimi kültürel değerlerden faydalanırlar. Bu değerlerin kendini en iyi şekilde ifade edebilecekleri yer belediyelerin görünen yüzleri olan resmî logolarıdır. Belediye logoları her alanda kendine yer bulan ve insanların belleklerinde ilgili belediyeye dair ilk fikri oluşturan kartvizitlerdir. Belediyeler logolarını tasarlarken logoların bu gücünü göz önünde bulundurmalıdırlar. Yerel yönetimler logolar sayesinde insanların belleklerinde ilk intibanın oluşturulduğunu fark ettikleri takdirde bunu söz konusu yerin tanıtımında işlevsel olarak kullanabilirler. Çalışmada Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve on yedi ilçe belediyesinin logoları incelenmiş ve kent kimliğini ne denli yansıttıkları değerlendirilmiştir. Toplam on sekiz logo, bu logoları kullanan belediyeler göz önünde bulundurularak ele alınmış ve logolardan hareketle herhangi bir kimlik oluşturulup oluşturulmadığı ve belediye logolarının kimlik aktarıcısı olarak başarılı olup olmadığı tartışılmıştır. Makalede incelenen logolar internet ortamından edinilmiştir. Belediyelerin internet siteleri ziyaret edilmiş ve bugün kullanılan resmî logolara ulaşılmıştır. Elde edilen logolar betimsel analiz yöntemiyle incelenmiş ve yarı yapılandırılmış görüşmelerde edinilen bilgilerle yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda yerel yönetimlerin halk kültürü unsurlarını logolarında temsil etme hassasiyetlerinin fazla olmadığı ve hatta belediyelerin kimilerinin logolarına dair herhangi bir farkındalığa sahip olmadıkları görülmüştür. Trabzon il ve ilçe belediyelerinin logolarında Trabzon kültüründen ne noktada faydalandığı tartışıldıktan sonra önerilerde bulunulmuştur.
  • Öğe
    Formadan Evlada: Ad Verme Geleneğinde Trabzonspor Örneği
    (Geleneksel Yayıncılık, Eylül 2025) Yılmaz, Çağla
    Kültürün yaşayan doğası her alanda kendini hissettirmektedir. Geçiş dönemlerinden doğum başlığı altında yer verilen uygulamalardan biri olan ad verme, bir ailenin yeni doğan çocuklarına bir ömür boyu taşıyacakları adın verilme sürecidir. Çalışmanın konusu futbolun etkisiyle değişen ad verme kültürüdür. Bu çalışma Trabzonspor taraftarlarının çocuklarına ad verirken futbol etkisinin kimlik ve aidiyet ile ilişkili olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Sedat Veyis Örnek’in “moda adlar” adıyla tasniflediği başlıkla futbolcu adlarının çocuklara ad verilmesi ilişkilendirilmiştir. “Moda” her dönem farklı bir değerle içi doldurulan bir kavramdır. Bugünün modası, spor kültüründen bağımsız düşünülemez, çünkü kitleleri etkileyen en önemli araçlardan biri olan medya sporla iç içedir ve güçlüdür. Günümüzde aileler çocuklarına ad seçerken başta medya olmak üzere farklı mecralara başvurmaktadır. Futbol özelinde örnek olarak incelenen Trabzonspor’un ad verme geleneği aracılığıyla kimlik ve aidiyet oluşturmada belirleyici olduğu savı ileri sürülmüş ve bu etkinin hangi açıdan ve neden olduğu netnografik saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında incelenmiştir. Bu bağlamda internet ortamında 40 kişi ile görüşülmüş, kaynak kişilere adları ve ad verme süreçleriyle ilgili sorular yöneltilmiştir. Görüşmeler ağırlıklı olarak Kasım- Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Dünyanın gündemini etkileyen olgulardan biri olan futbolun dünyayı peşinden sürükleyen küresel bir güç olduğu söylenebilir. Özellikle futbolun endüstrileştiği son yüzyılda futbol sadece bir spor olmanın çok daha ötesine geçmiştir. Başlangıçta bir “eğlence” olarak ortaya çıkan futbol, bugün çok daha fazlasıdır. Takımların birer kültür, futbolcuların ise bir kimlik taşıyıcısına dönüştüğü gözlemlenmektedir. Futbolun oynandığı kültürden, coğrafyadan etkilenmemesi mümkün değildir. Futbol kültürü bugün kendine yepyeni bir alan, bir endüstri oluşturmuştur. Bu etki geleneksel formların dönüşümü şeklinde de kendini gösterir. Bireyler hayranı oldukları futbolcuların adını çocuklarına vermektedir. Trabzonspor taraftarının Trabzonspor’u yalnızca bir futbol kulübü olmanın çok ötesinde, bir kültür ve kimlik taşıyıcısı olarak gördükleri tespit edilmiştir. Bu durum diğer futbol takımlarında olduğu gibi taraftarların takımlarına bağlılığını ve takımla özdeşleşmelerini sağlamaktadır. Bu ilişki taraftarların hayatının her alanında kendini göstermektedir. Kişilerin çocuklarına ad seçerken futbolculardan ya da takımlardan ne noktada etkilendikleri, bu etkinin gelenek üzerindeki yansıması literatür araştırmasıyla karşılaştırılarak irdelenmiştir. Çalışmanın alan araştırmasından elde edilen veriler; kimlik, fanatizm ve kültürel dönüşüm bağlamında değerlendirilmiş ve futbolun ad verme kültürü üzerindeki etkisi Trabzonspor örneği üzerinden yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda ad verme kültüründen hareketle alan araştırması verileri incelenmiş ve ailelerin çocuklarına seçtikleri adların bir aidiyetin temsili olduğu tespit edilmiştir.
  • Öğe
    Dede Korkut Hikâyelerinde Gösterge Değeri Olarak Niteleme Grupları
    (2024) Gökkaplan, Yusuf
    Niteleme grupları yazın alanında ve günlük konuşma dilinde anlatımı akıcı ve güçlü kılmak, söyleyişe zenginlik katmak için sıklıkla kullanılan söz öbekleridir. Kullanımdaki sıklık yazarın, konuşucunun, anlatıcının bilinçli tasarrufuyla açıklanabilir. Bütün bunlara alıcı konumundaki kimsenin tasavvurunda oluşan düşünceler de eklendiğinde sözcüklerin anlam sınırlarının ne kadar genişlediğini görmek mümkündür. Türkçede niteleme grupları sıfat ve zarf olmak üzere iki ana başlık altında ele alınabilir. Bunun yanında bazı edatlarla da fillerin farklı durum ifadeleriyle nitelenebildiği görülmektedir. Sıfat ve zarf görevli niteleyicilerin fiilimsi ekleriyle yan cümlecik oluşturarak niteleme grubu oluşturduğu da görülmektedir. Burada ifade edilen tüm niteleme grupları söz dizimi açısından da önemlidir. Bir tümce içerisinde yer alan niteleme grupları tümcedeki anlam zenginliğine doğrudan tesir eden unsur olarak da değerlendirilebilir. Çünkü bir isim veya fiilin sıfat veya zarf görevli bir sözcükle nitelenmesi o sözcüğün yeni bir anlam ilgisiyle kullanılabileceğinin de göstergesidir. Bu bağlamda niteleyiciler aklımızda olan bir sözcüğün farklı algılanmasını sağlayan birer aracıdır. Niteleyiciler sözcüklerin giyebileceği birer kıyafet veya kılıf olarak da değerlendirilebilir. Bu bağlamda niteleyiciler sınırlayıcı, belirleyici, işaretleyici ve açıklayıcı işlevleriyle dikkat çekerler. Bir niteleme grubunda yer alan niteleyicinin zihinde karşılık bulduğu değer onun gösterge değeri olarak ifade edilebilir. “Büyük” sözcüğü bir niteleyici olarak ele alındığında “ev” sözcüğü ile farklı, “tehlike” sözcüğü ile farklı, “gel-” fiili ile farklı bir gösterge değeri ile zihinde karşılık bulur. Bu noktada yazınsal bir metnin veya sözlü bir ifadenin icrasında kullanılan niteleyiciler farklı gösterge değerleriyle yeni çağrışım ve anlam ilgisiyle kullanılabilir. Basit bir denklemle “gösterge=gösteren+gösterilen” şeklinde ifade edilebilecek bu kullanımlar sözcüklerin algılanması, anlamlandırılması ve metnin anlaşılmasında oldukça önemlidir. Bu çalışmada, Türk kültürünün önemli eserlerinden biri olan Dede Korkut Hikâyelerinde F. de Saussure’ün “gösterge” kavramı çerçevesinde niteleme gruplarının gösterge değerlerinin analizi ele alınacaktır. Kültürel açıdan, dil ve anlatım özellikleri bakımından önemli olan bu eserdeki niteleyicilerin farklı disiplinler çerçevesinde ele alınmasının bir model oluşturması ve alana katkı sağlayabilmesi hedeflenmektedir.
  • Öğe
    Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde Romanında Köyden Piyasaya: Erkeklik ve Erkek Olmak
    (Turkish Studies-Language and Literature, 2023) Gazioğlu, Duran Can
    Orhan Kemal’in ilk baskısı 1954 yılında yayımlanan Bereketli Topraklar Üzerinde romanı, 1940’lı yıllarla birlikte Türk tarımında makineleşmenin gelişimine koşut olarak oluşan toprağa bağlı ekonomik, sosyolojik ve kültürel sorunlar nedeniyle sınıfsal farkların keskinleştiği Çukurova bölgesinin toplumsal bir panoramasını çizer. Eserde şehirli-köylü arasındaki sınıfsal farklılıklar ve çatışma, kapitalist çalışma düzeninin neden olduğu emeğin değersizleştirilmesi ve sömürü, ağır koşullar altında çalışan insanların yaşamlarının önemsenmeyişini işaret eden etik ihlaller, sermaye ile emek arasındaki ekonomik uçurumun neden olduğu sosyolojik ve kültürel sorunlar ve kırsaldan şehre değişen toplumsal değerler ele alınır. İş edinmek amacıyla köyden şehre giden karakterlerin fabrika-şantiye-çiftlik üçgeninde çalışma koşullarının gerçekçi bir yaklaşımla sergilendiği roman, kapitalist çalışma düzeni içerisinde verilen hayatta kalma mücadelesini yolculuk teması bağlamında sembolikleştirir. Destanlardan masallara, efsanelerden romanlara dek kahramanın varoluş amacını aradığı, erginleşme sürecini içeren evrensel bir tema olan ‘yolculuğun’ ürettiği bu sembolik anlam, roman karakterlerinin işsizliğin neden olduğu erkeklik krizini atlatmak için erkekliğin toplumsal onay ve kabul gördüğü en önemli basamaklardan olan ‘iş’i edinerek eril kimliklerini ispatlamak amacıyla çıktıkları, mücadelelerle dolu ‘erkek olma’ savaşımı üzerinden okunabilir. Bununla birlikte roman, gerek karakterlerinin yolculuk bağlamında sergiledikleri erkeklik pratiklerinin yazarın bu erkekliklerle sıklıkla temas ettiği öz yaşamından hareketle gözleme dayalı bir kurgunun verimi olması gerekse eril-dişil ayrımının sürekli üretim hâlinde olduğu fabrika, şantiye, çiftlik gibi ‘cinsiyetlendirilmiş mekânlar’ içerisinde erkeklikler arasındaki ilişkileri ele alması gibi nedenlerle köylü-şehirli, ezen-ezilen karşıtlığında erkekliğin ele alınış biçimini örnekler. Bu çalışmada, Bereketli Topraklar Üzerinde romanının önce Türk edebiyatındaki konumu üzerinde durulacak, erkekliğin sosyalizasyonunu temellendiren erkeklik literatürü tanıtılacak ve literatürün sunduğu yaklaşımla roman çözümlenerek, köyden şehre uzanan bir çerçevede hegemenonik erkeklik değerleri ile işçi sınıfı erkeklik değerlerinin romandaki yansımaları tartışılacaktır.
  • Öğe
    DERİN EKOLOJİ AKIMININ TÜRK EDEBİYATINA ETKİLERİ
    (2022) Ünser, Halil İbrahim
    Ekolojik sorunların beraberinde getirdiği olumsuzluklar arttıkça ve görünür hâle geldikçe bu durumun çeşitli alanlardaki yansımalarında bir fazlalaşma yaşanmıştır. Edebiyat da yıllar içerisinde bu yansımanın gerçekleştiği alanlardan birisi olagelmiştir. Bu çalışmanın amacı, edebiyat ve çevre ilişkisini öne çıkaran çevreci akım içerisindeki “derin ekoloji” akımına ve kurmaca metinlerin ekolojik okumasını yapan ekoeleştiri kavramına odaklanarak söz konusu yaklaşımların Türk edebiyatındaki etkilerini tespit edebilmektir. İnsanın çevreyi tahrip ederek doğaya zarar vermesi ve bunun yansımaları, 20. ve 21. yüzyıl edebiyatının önemli konularından biridir. Derin ekoloji akımından sonra çevreci edebiyat sadece insanın doğadaki yerini sorgulamakla kalmamış, insan dışı varlıkları da ele almış ve araştırmıştır. Derin ekoloji akımının getirdiği farkındalık aynı zamanda ekoeleştiriyi doğurmuştur. Ekoeleştiri çevreye yönelik hem bireysel hem de toplumsal bilinçlenmeyi edebiyat aracılığıyla sağlamayı amaçlar. Edebiyatın bu durumu amaç edinmesiyle birlikte “çevreci eleştiri” kavramı belirmiştir. Çalışmada, çevreci akımların kaynaklarına, konusuna ve yöntemine ilişkin genel bir değerlendirme yapılacaktır. Öncelikle çevreci akımların beslendiği görüşlerden biri olan “derin ekoloji” kavramı ayrıntılarıyla ele alınacak, sonrasında ekoeleştiri kavramına yoğunlaşılacak ve Türk edebiyatında çevrecilik ve derin ekolojinin izleri tespit edilecektir. Türk edebiyatı ürünleri kapsamında ekolojik bunalım, ekoeleştiri ve derin ekoloji arasında bağlantı kurularak kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilen başka bir çalışmaya rastlanmadığından dolayı böylesine bir incelemenin bu çalışmanın özgün yönü olduğu ifade edilebilir.
  • Öğe
    H. N. Atsız'ın Otantik Toplum Ütopyası: Bozkurtların Ölümü
    (2022) Ünser, Halil İbrahim
    Edebî eserleriyle siyasi fikirlerini aktarma ve yaşatma çabasında olan Hüseyin Nihal Atsız’ın siyasi görüşleri Türk siyasi hayatında önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu çalışmada Bozkurtların Ölümü romanından hareketle Atsız’ın ütopist karakteri vurgulanmakta ve bu eserinde modernizm karşıtı bir milliyetçi olarak otantik bir toplum ütopyası kurduğu fikri savunulmaktadır. Bozkurtların Ölümü’nde detayları tespit edilebilecek olan bu ütopik toplum, mevcut siyasi ortamın eleştirisi olan Dalkavuklar Gecesi’nde hicvettiği insan tiplerinin zıddı olarak yüksek ahlâkî özellikleri ile öne çıkan, doğa ve hayvanlarla barışık, sadece yaşamını sürdürmek için avlanan ve savaşan otantik insanlardan oluşmaktadır. Bu kapsamda romanda, Türkler içindeki fikir ayrılıklarının gayet objektif bir şekilde canlandırılmış olmasına rağmen, romanda tarafsızlığı bozacak şekilde ve ısrarla neden Türklerin mutlak haklı, Çinlilerin mutlak haksız olarak gösterildikleri sorusunun cevabı aranmış ve sonuç olarak Çinlilerin modern olanı temsil ettiği Türklerin ise otantik, iyi ve doğru olana karşılık geldiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu husus Atsız’ın Türkçülüğünün, diğer milliyetçi düşüncelerden farklılaşacak şekilde, modern olana karşıtlık temelinde yükseldiğini göstermektedir.
  • Öğe
    Samim Kocagöz'ün Onbinlerin Dönüşü Romanında Sosyalist Entelektüel Meselesi
    (2022) Ünser, Halil İbrahim
    Toplumun tüm katmanlarını düzenleme iddiasında olan Marksist-sosyalist ideoloji için entelektüelin toplumsal ve siyasal rolü, üzerinde çokça tartışılan bir konu olagelmiştir. İşçi sınıfının siyasi hayata hâkim olmasını öngören bu düşüncenin entelektüele verdiği rol, onun bazı özellikler taşımasını gerekli kılmaktadır. Marksist-sosyalist ideolojiye göre entelektüel, sol-sosyalist değerlerin benimsenmesinde topluma rol model olmalı ve liderlik etmelidir. Bu çalışmada toplumcu gerçekçi edebiyat için bağlantı noktası olması bakımından önemli bir roman olan, Samim Kocagöz’ün Onbinlerin Dönüşü adlı eseri merkez alınarak ideal sosyalist aydın tipinin fikri altyapısı ele alınmış, yazarın entelektüel sınıfın toplumsal rolü üzerindeki düşünceleri incelenmiştir. Bu çerçevede ideal sosyalist tip olan Recep, entelektüel düzeyinin gerektirdiği sorumluluğu eylem alanına da taşıyan bir karakter olarak kurgulanmıştır. Nazi-Sovyet kamplaşmasının baskın olduğu dönemde yazılan bir roman karakterinin sosyalistliğinin milliyetçilikle harmanlanmış olması yazarın siyasi bir sentez arayışında olduğunu gösterir. Recep, halktan kopuk olmayan bir entelektüel tasvirinin sunulmuş olması açısından da dikkate değerdir. Bu yönüyle Marksist-sosyalist düşüncede aydına yüklenen roldeki bir başka tartışma olan “burjuvalaşmamış olma” ölçütü açısından da önem taşımaktadır. Böylelikle Marksist-sosyalist düşüncedeki entelektüel tartışmalarını pek çok açıdan içeren Onbinlerin Dönüşü, Türk romanında olumlu ve ideal sosyalist entelektüel tipin doğuşu açısından belirgin bir aşama olarak değerlendirilmiştir.
  • Öğe
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan Korporatist Bir Ütopya: Ankara
    (2022) Ünser, Halil İbrahim
    Bu çalışmada Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli eserlerinden olan Ankara romanı bir ütopya örneği olarak ele alınmış ve romanın Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun da mensupları içinde olduğu Kadro Hareketi’nin Türk inkılabına yön vermeyi arzulayan politik amaçlarını tartışmak, göstermek ve duyumsatmak üzere kaleme alındığını, karakterler ve hikâyenin bu amaca uygun biçimde kurgulandığını göstermek hedeflenmiştir. Daha da özel olarak romanın baş karakteri Selma Hanım’ın yeni Türk devleti veya vatanı, son eşi Neşet Sabit Bey’in ise Kadro dergisi mensupları ile alegorik şekilde ilişkilendirildiği gösterilmiş; Ankara romanının yazıldığı dönemin entelektüel tartışma ortamının edebî bir eserde ele alınması bakımından da Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu çıkarımlara varmak için öncelikle ütopya ve siyasi ütopya kavramları kısaca ele alınmış, ardından Kadro Hareketi ve onun ürünü olan Kadro dergisinin ortaya çıkma sürecindeki tarihî gerekçeler ve olgular incelenmiş, Kadro Hareketi ideolojisinin temel unsurları özetlenmiştir. Son olarak hareketin temsilcilerinden Yakup Kadri’nin Ankara adlı romanında ortaya çıkardığı ütopya kurgusu ile Kadro Hareketi’nin ideolojisi arasındaki ilişki olduğu önermesi romanın üçüncü kısmından yapılan alıntılarla desteklenmiştir.
  • Öğe
    Duha Kocaog?lu Deli Dumrul Hikayesinde U?nlem Gruplarının So?z Dizimsel Olarak I?ncelenmesi
    (2022) Gökkaplan, Yusuf
    Ünlem insanların günlük konuşma dilinde sıkça işlettikleri bir yapıdır. Ünlemler kızgınlık, üzüntü, keder, şaşkınlık, sevinç, heyecan gibi duyguların etkili bir biçimde ifade edilmesinde kullanılmaktadır. Duyguların ifadesinde kullanılan ünlemleri sadece söz ve ses birlikleri olarak ele almak onların ifade gücünün zenginliğinin ortaya çıkarılmasında yetersiz kalmaktadır. Konuşma dilinde ünlemlerle birlikte vurgu, tonlama, jest, mimik ve hareketler ünlemle birlikte ünlem kavramının içini dolduran diğer özelliklerdir. Yazılı dilde ise ünlemlerin tespit edilmesi sözlü dilde olduğu kadar kolay olmamaktadır. Günümüzde ünlem gruplarını inceleyen çalışmalara bakıldığında “Ey! Eyvah! Ya!” gibi belirli kalıplar çerçevesinde kurulan ünlem grupları tespit edilmiştir. Bu şekilde bir sınırlama ile yapılan çalışmalarda ünlemlerin yeteri kadar detaylı ve etraflıca ele alınmadığı görülmektedir. Sözlü kültür öğelerinin önemli birer kaynak olduğu gibi Türk dilinde ünlemlerin de ayrı ve özel bir konumu olmalıdır. Bu farklılığın belirlenebilmesi için de Türk dilinin temelini oluşturan eserlerin dikkatle ele alınması gerekmektedir. Bu çalışmada Dede Korkut Hikayeleri arasında yer alan Duha Kocaoğlu Deli Dumrul hikayesindeki ünlem gruplarının söz dizimsel açıdan incelemesi yapılacaktır. Söz konusu eserde hikâyenin kahramanı olan Deli Dumrul’un Azrail ve Tanrı’ya seslenmesi, anne ve babasına yakarışı, eşine vedası ve çevresindekilere hitabı ünlem kullanımı açısından zengin ve farklı bir içeriğe sahiptir. Eserde duygu ve durumlara göre değişen ünlemlerin hikayedeki diğer sözcük ve sözcük grupları ile olan ilişkisinin incelenmesi ünlemlerin metin içerisindeki işlevlerinin belirlenmesinde önemlidir. Burada sergilenen yaklaşım ile konuşma dilinde sıkça kullanılan ünlemlerin ve ünlem gruplarının metin içerisindeki kullanımları da ortaya konulmuş olacaktır.
  • Öğe
    Atasözleri ve Deyimlerde Akıl Kavramı
    (Avrasya Yazarlar Birliği, 2022) Gökkaplan, Yusuf
    Türk dilinin ifade ve anlam zenginliğinin görülebildiği önemli içeriklerden biri de kalıp sözlerdir. Günlük konuşma dilinde olay ve durumların daha etkili ve anlaşılır bir biçimde ifade edilmesi için kalıp sözlerden sıkça yararlanılmaktadır. Türk dili içerisinde bu kalıp sözlerin en önemlilerinin atasözleri ve deyimler olduğu söylenebilir. Türk dilinin yadigârları ve mihenk taşları olarak değerlendirebileceğimiz atasözleri ve deyimler, sosyal içerikli bağlamlardan, deneyimlerden, kültür ve gelenek olarak genele hitap eden yapılardan oluşmaktadır. Bu durum, onları sadece birer özlü veya kalıp söz değil belirli durumların ölçütü olarak kullanmayı da beraberinde getirmiştir. Atasözleri ve deyimler üzerine derleme, anlamlandırma ve analiz etme çalışmalarının yapıldığı görülmektedir. Özellikle son dönemlerde atasözleri ve deyimlerdeki söz varlığı, sözlerin kavramsal değerleri gibi konular işlenmektedir. Bu çalışmada da atasözleri ve deyimlerde sıkça kullanılan ve geniş bir kavram alanı olan akıl sözcüğü ele alınacaktır. Akıl sözcüğünün sözlük anlamı ile çizilen kavram alanının değerlendirilmesi ve var ise bu kavram alanına eklenebilecek yeni kavram alanları belirlenecektir.
  • Öğe
    Gerçekçi Bir Söylemin Analizi: Bereketli Topraklar Üzerinde
    (2022) Gökkaplan, Yusuf
    Roman bir sanat eseri olmasının yanında okuyucuyla buluştuğu anda iletişim aracına dönüşür. Bu bağlamda roman içinde bulunduğu toplumun dünya görüşü, ideolojisi, yaşam biçimi, kültürü, insan ilişkileri açısından çarpıcı bilgiler verir. Özellikle siyasi, kültürel, ideolojik ve ekonomik kırılmaların yaşandığı dönemlerde romanlar içinde bulundukları dönemlere dair yansımalar içerirler. Roman türünün bu işlevlerini ön plana çıkarmak amacıyla kaleme alınan, Türk edebiyatına yön veren ve yazıldığı dönemde yankılar uyandıran birçok romanın varlığından söz edilebilir. Bu tür eserlerin eleştirel bir yaklaşımla, disiplinler arası bir bakış açısı ile değerlendirilmesi günümüz toplum kurgusunun anlaşılmasında oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Dilbilim çağı olarak adlandırılan 21. yüzyılda, romanların dilbilimin farklı disiplinleri ile ele alınması onların dil, ideoloji ve sosyoloji zenginliğinin ortaya çıkarılmasına katkı sağlamaktadır. Birer söylem olarak ele alabileceğimiz romanların söylem çözümlemesi gibi güncel yöntem ve teknikler içeren bir disiplinle incelenmesi romanların sadece yazınsal bir tür olmadığının göstergesi olacaktır. Bu çalışmada yazıldığı dönemde ve sonrasında büyük yankı uyandıran Bereketli Topraklar Üzerinde adlı romanın James Paul Gee’nin söylem kuramı ve söylem çözümleme yöntemine göre analizi yapılacaktır. Bu çalışma ile araştırmacılara çoklu bakış açıları, farklı yorumlamalar ve daha fazla yaratıcılık imkânı sağlanacağı düşünülmektedir.
  • Öğe
    İyi Niyetli Şehzade ve Kötü Niyetli Şehzade Hikayesinde İyi-Kötü Göstergelerinin Dil-Söz Bağlamında İncelenmesi
    (2022) Gökkaplan, Yusuf
    Türk topluluklarının din etkisi ile dünyaya bakış açısında önemli değişiklerin gerçekleştiği dönemlerden biri de Uygur Dönemi’dir. Bu dönemde oluşan yeni kültürü; yeni bir din ve onun gereklilikleri çevresinde oluşturulmuş, Türk topluluklarının eski gelenek, yaşantı ve kültürleriyle beraber yoğrulmuş bir sentez olarak değerlendirebiliriz. Bu yeni kültür, bu dönemde ortaya konmuş olan yazınsal türlere hem içerik hem de ifade biçimi olarak katkı sağlamış ve zengin bir yazınsal türün oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu yazınsal tür sadece din ve kültür motiflerinin yer aldığı, toplumsal düzen ile ilgili söyleyişlerin ifade edildiği metinler değildir. Bu metinlerle aynı zamanda bir uygarlığın dünya görüşü ve hayat felsefesi de ifade edilmiştir. Uygur döneminde bu düşünce ve felsefe ile ortaya konan eserlerden biri de İyi Niyetli Şehzade ve Kötü Niyetli Şehzade hikayesidir. Bu öyküde iyilik ve kötülük gibi iki zıt kavram, karakterlerin dünya görüşü ve hayatı algılama biçimi çerçevesinde anlatılmıştır. Bu çalışmada bu iki zıt kavram Saussure’nin dil-söz kuramı ile ele alınacaktır. Bir dilbilimci olan Saussure’ün dil bilimi anlayışı dil (langue) ve söz (parole) ayrımı üzerinden daha iyi anlaşılabilir. Saussure göre söz, dilin somut kullanımıdır; uygulanışıdır. Dil ise onu belirleyen, arka plandaki toplumsal yapıdır; sistemdir. Saussure, dil ve sözü homojen bir bütünlük oluşturan kavramlar olarak ele almaz, yapısı gereği ikisinin aynı teoriyle çözümlenemeyecek farklılıklar taşıdığına dikkat çeker ve ayrı olarak incelenmesi gerektiğini belirtir. Bu bakış açısından hareketle, bu metindeki iyi ve kötü kavramlarının arkasındaki derin yapı ifade edilmeye çalışılacaktır.
  • Öğe
    Toplumcu Gerçekçi Türk Romanında Komünist Propaganda (1950-1960)
    (2021) Ünser, Halil İbrahim
    Sanayinin gelişmediği tarım toplumlarında komünist propagandanın malzemesi ağır lıkla kırsal hayatta aranmış, edebî eserlerde tarımsal toplumların iktisadi ve idari ya pıları konu edilerek eleştirilmiştir. Bu makalede 1940’lı yıllarda yoğun bir üretim süre cine girerek 1950’li yıllarda siyasi romanlar yayımlamış üç önemli Marksist-sosyalist romancının kırsal hayatta toplumsal sınıf çatışmaları başta olmak üzere siyasi kavram ve sorunları konu edindikleri İnce Memed, Bereketli Topraklar Üzerinde ve Rahmet Yolları Kesti romanlarında işlenen siyasi meseleler ele alınarak yazarların bu meselelere getirdikleri çözüm önerileri tartışılmıştır.
  • Öğe
    Enstitü Çıkışlı Yazarların Köy Gerçeğine Yaklaşımları (1950–1960)
    (İstanbul University Press, 2021) Ünser, Halil İbrahim
    1950’li yıllara kadar toplumcu gerçekçi Türk romanında sosyalist söylemi kırsal yaşantıda doğrulama çabası ön plana çıkmış ve bu çaba, devrimci bir siyasi özne işlevi görecek sanayi proletaryası yokluğunu köydeki çatışma unsurlarıyla telafi etme esasına dayandırılmıştır. 1950’li yıllarda ise Cumhuriyet’in değerlerini köylere ileterek köylüleri bilinçlendirecek öğretmenleri yetiştirmek üzere kurulan Köy Enstitülerinin ilk mezunları, kendilerini toplumcu gerçekçi edebiyatın içinde bulmuş ve zaman içinde onun önemli bir kolunu oluşturmuşlardır. Aydınlanmacı bir ütopyanın hayata geçirilmesi için kilit rol oynaması planlanan bu öğretmen yazarlar sosyalist eğilimlerinin yanında Cumhuriyet değerlerine bağlılıklarından kopmamışlar, bu yönleriyle dünya görüşü olarak diğer toplumcu gerçekçi yazarlardan farklılaşmışlardır. Bu farklılığın sanatsal boyutunun köyün içinden gelen bu yazarların köy gerçeğine bakışında belirginleştiği görülmektedir. Bu çalışmada Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın’ın, 1950-1960 yılları arasında yayımlanan, köy hayatının gerçekliklerini, yetiştikleri ve görev yaptıkları köyden bakarak dile getirdikleri eserlerinde işlenen siyasi meseleler yukarıda verilen hususlar çerçevesinde ele alınmış, bu açıdan temsil niteliği gösteren, köylerdeki iktisadi durumun çarpıcı bir biçimde gösterildiği Bizim Köy, kapsamlı bir köy-köylü çözümlemesi olan Yılanların Öcü ve tarımda makineleşme meselesine giriş özelliği taşıyan Sarı Traktör isimli eserlerde köye ve köylüye yaklaşımın gerçekçilik ekseninde ana toplumcu gerçekçi akımdan farklılıkları incelenmiştir.
  • Öğe
    SEMİH TEZCAN’IN NOTLARINA GÖRE BİR “ÇEKİMLEYEN” PROFİLİ
    (TÜRÜK Uluslararası Dil, Edebiyat ve Halkbilimi Araştırmaları Dergisi, 2021) Tezcan, Havva Nuran
    Bilindiği gibi “matbaa”nın icadından önce eserlerin “müstensih”ler yani “çekimleyen”ler tarafından çoğaltıldığı çağda yazarın kaleminden çıkmış olan “hatt-ı dest (el yazması)” nüshası ve bu nüshanın kopya ya da kopyaları söz konusudur. Kopyalama işinin “insan eli”yle yapılması kopyalayan kişinin yani çekimleyenin (müstensih) mental ya da fiziki yönden metne “dahl”ini de kaçınılmaz kılmıştır. Buna bağlı olarak “Müellifin/Yazarın elinden çıkan “çekimleyenin dahl”inden arınmış metne ulaşmak için “filolojik” yönden nasıl ve ne gibi sorgulama ve irdelemeler yapılabilir?” sorusuna bir cevap denemesi olarak Semih Tezcan’ın bir 14. yüzyıl eseri olan Muhammed’in Ferruh u Hümâ mesnevisinin 17. yüzyılda çekimlenmiş kopyasının yeni bir edisyonunu çalışırken izlediği yöntem ve saptamalarından bazı seçmeler tarafımızca bir araya getirilip örneklenmek istenmiştir. Semih Tezcan, eserin yeni bir edisyonunu ortaya koyarken, yazma metin ile yazarının yanı sıra çekimleyeni de odak noktasına oturtmuş “çekimleyen”i de sorgulayarak edisyon kritikte en somut, en doğru, en “asıl” metni elde etmeye çalışmıştır. Aynı zamanda çekimleyenin, metne odaklanmış günümüz insanının farkına varmadığı o “görünmez” olan “insan”ın “yerini ve işlevini” de görünür kılmıştır.
  • Öğe
    Faldan Siyasete Söylem Analizi: Neticetü’s-Sül?k Fi Na?i?ati’l-Mül?k Örneği
    (İshak KÜÇÜKYILDIZ, 2022) Gökkaplan, Yusuf
    Bilme merakını hayatının merkezine yerleştiren insanoğlu, tarihin her sahnesinde geleceğini ve kendisini bekleyen her ne var ise onları bilme arzusuyla yaşamıştır. Bu arzu zaman zaman öyle kuvvetli bir hal almıştır, devletlerin, milletlerin, yaşadığı döneme iz bırakan önemli şahsiyetlerin geleceklerine yön vermek için aradıkları önemli bir yöntem olmuştur. Bu bilme isteğinin en önemli göstergelerinden biri de şüphesiz gelecekten haber verme aracı olarak kullanılan fal bakma/baktırma işidir. Fal ve falcılık insanlık tarihinin en eski geleneklerinden biri olarak tarihin her evresinden farklı usul ve şekiller ile var olmuştur. Toplumdan topluma, kültürden kültüre ve süreç içerisinde farklı biçimlerde görülse de aslında temel amaç tektir. Bu amaç, bazı zamanlarda öyle bir noktaya gelmiştir ki devlet yönetimini etkilemiş, devletlerin istikbaline karar verilmesinde etkili bir yöntem olarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, 16. yüzyıl erken dönem Osmanlı Türkçesi metni olarak kabul edilebilecek bir tercüme eser olan Net?cetü’s-Sül?k F? Na???ati’l-Mül?k’ta bir idareciye nasihat niteliğinde aktarılan fal bölümünün söylem analizi yapılacaktır. Bu kapsamda eserde èilm-i kef (avuç içi falı), èilm-i ketüf (kürek kemiği falı) ve èilm-i maú?dir-i aã?biè’u?l-yed (parmak falı) olarak adlandırılan ve yöneticilere bir ilim olarak aktarılan falların söylem analizi yapılacaktır.
  • Öğe
    Bir Osmanlı Kadınının Kalemi: Ahmet Mithat’ın ‘Fazıl Ve Feylesof Kızı’nın Felsefe Tarihi
    (The Journal of Turkic Language and Literature Surveys (TULLIS), 2021) Oylubaş Katfar, Duygu
    19. yüzyıl ve sonrasını şekillendiren, kadın yazarların öncüsü olan, Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım, ‘yazar kadın’ algısı üzerine tartışmalara sebep olan biridir. Eğitim, evlilik, felsefe, çalışma hayatı, kültür ve medeniyet, din konularında makaleler ve romanlar yazmıştır. Fatma Aliye Hanım’ın düşünce dünyası ele alındığında Osmanlı kadınını kapalı toplumun dışına çıkararak bir kadının başaracağına inanılmayan uğraşlara uygulama alanı oluşturduğu görülmektedir. Makaleleri ile çağdaşı olan kadınlara yol göstermesi, yazma konusunda kadınları cesaretlendirmesi bakımından Osmanlı basın hayatında yer edinmiştir. Ahmet Mithat Efendi ‘Fazıl ve Feylesof Kızım’ dediği Fatma Aliye Hanım’ın tüm bu uğraşlarına katkı sağlamasıyla bilinir. Ancak o bir yandan da Fatma Aliye Hanım’a mektuplarında müdahale etmiştir. Bu mektuplar, Fatma Aliye Hanım’ın romanlarındaki karakter ve olay örgüsüne müdahalelerin yanı sıra onun şiir yazmasına ve felsefeyle ilgilenmekten menedilmesine neden olmuştur. Ahmet Mithat Efendi, mektuplarında ‘feylesof’, ‘hakîm’, ‘hekîm’ gibi sözcüklere açıklık getirerek kadınların felsefe ile uğraşmasının sakıncaları üzerinde durmaktadır. Fatma Aliye Hanım ise düşünen bireylerin sadece erkek cinsinden olmadığını ispat etmek ister. Ancak Ahmet Mithat Efendi’nin onu etkilemesi ile Fatma Aliye Hanım felsefe tarihi yazmaya yönelir. Fatma Aliye Hanım Batı ile Doğu filozoflarını değerlendirirken İslamiyet’i müdafaa etmektedir. Felsefenin erkek uğraşı olarak görülmesine karşılık, var olan kadın filozofları ortaya koyar. Fatma Aliye Hanım’ın bir Osmanlı kadını olarak bu birikime sahip olması, Batı’nın oryantalist düşünce biçimine gem vurmaktadır. Hem Osmanlılığın hem de İslamlığın yükselmesinde toplumun yarısını oluşturan kısım olarak üstlenilen görevler yerine getirilmiş olacaktır. Çalışmada Ahmet Mithat Efendi ve Fatma Aliye Hanım’ın felsefe konusundaki mektupları ile Fatma Aliye Hanım’ın felsefe ile ilgili eserlerindeki görüşleri karşılaştırılacaktır. Böylece felsefe tarihinde ve felsefe tarihi yazımındaki yeri sorgulanmış olacaktır.