Çocuk Gelişimi(L) - Kitap Bölümü Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Listeleniyor 1 - 9 / 9
Öğe 19. YÜZYILDA MODERNLEŞEN OYUN VE OYUNCAK KÜLTÜRÜ(Mart, 2026) Esin, Özge KübraOyun, çocuğun bilişsel, duygusal, sosyal ve motor gelişimini destekleyen temel bir öğrenme ve toplumsallaşma aracıdır. Oyuncaklar ise oyunu destekleyen nesneler olmanın yanında dönemin kültürel değerlerini, ekonomik yapısını, toplumsal cinsiyet rollerini ve teknolojik gelişmelerini yansıtır. Bu nedenle oyun ve oyuncak kültüründeki değişim, toplumların çocukluğa yönelik bakışındaki dönüşümü de göstermektedir. İlk Çağ’da çocuklar taş, kemik, kil ve ahşap gibi doğal malzemelerden yapılan oyuncaklarla oynamıştır. Bu oyuncaklar çoğunlukla çocukları yetişkinlik rollerine hazırlama amacı taşımıştır. Orta Çağ’da çocuklar küçük yetişkinler olarak görülmüş ve erken yaşta çalışma yaşamına katılmıştır. Osmanlı toplumunda ise oyun kültürü ağırlıklı olarak mahalle, sokak, cami avlusu ve açık alanlarda gelişmiştir. Çocuklar saklambaç, topaç, çember, yüzük saklama ve çeşitli taklit oyunları oynamıştır. Oyuncaklar marangozlar ve küçük zanaatkârlar tarafından ahşap, kumaş ve benzeri malzemelerden üretilmiştir. ve 18. yüzyıllarda Eyüp, Osmanlı oyuncakçılığının önemli merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Eyüp’te tahta atlar, tekerlekli arabalar, topaçlar, davullar ve bez bebekler üretilmiştir. Lale Devri’nde mesire kültürünün gelişmesi, çocukların oyun alanlarını mahalle sınırlarının dışına taşımıştır. Oyuncak, eğlence aracının yanında çocuklara sunulan bir hediye ve toplumsal statü göstergesi olarak da değer kazanmaya başlamıştır. 18. yüzyıl, oyun ve oyuncak kültüründeki en önemli kırılma dönemidir. Tanzimat reformları ve modern eğitim kurumlarının yaygınlaşmasıyla çocuk, devletin eğitim yoluyla biçimlendirmeye çalıştığı pedagojik bir özne olarak görülmüştür. Oyun yalnızca boş zaman etkinliği olmaktan çıkarak bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimi destekleyen bir eğitim aracına dönüşmüştür. Oyun alanları da sokak ve mahallelerden okul bahçelerine ve planlı parklara yönelmiştir. Sanayi Devrimi sonucunda Avrupa’da mekanik bebekler, kurmalı trenler, teneke askerler, porselen bebekler ve bilimsel oyuncaklar seri biçimde üretilmiştir. İstanbul mağazalarına giren bu ürünler, yerel Eyüp oyuncaklarıyla rekabet etmiştir. Böylece oyuncak, el emeğine dayalı bir zanaat ürünü olmaktan çıkarak endüstriyel ve ticari bir tüketim nesnesine dönüşmüştür. Zengin ailelerin çocukları ithal ve mekanik oyuncaklara erişebilirken alt ve orta gelirli ailelerin çocukları yerel oyuncaklarla oynamaya devam etmiştir. Bu durum oyun ve oyuncaklar üzerinden sınıfsal farklılıkları görünür hâle getirmiştir. II. Meşrutiyet döneminde oyun, vatandaşlık eğitiminin, disiplinin ve millî kimlik oluşturmanın araçlarından biri olmuştur. Çocuk dergilerinde eğitici oyunlara ve oyuncak reklamlarına yer verilmesi, çocuğun hem pedagojik bir özne hem de ayrı bir tüketici grubu olarak görülmeye başlandığını göstermiştir. Cumhuriyet döneminde bu anlayış güçlenmiş; beden eğitimi, izcilik, çocuk parkları ve okul bahçeleri aracılığıyla oyun kurumsallaştırılmıştır. 1950 sonrasında plastik oyuncakların yaygınlaşması ve kentleşmenin hızlanması, geleneksel oyun kültürünü dönüştürmüştür. 1980 sonrasında küresel markalar ve televizyon karakterleri oyuncak sektöründe belirleyici olmuştur. 2000’li yıllarda internetin, akıllı telefonların ve dijital oyunların yaygınlaşmasıyla oyun fiziksel mekândan sanal ortama taşınmıştır. Oyuncak ise giderek maddi bir nesne olmaktan çıkarak oyun içi satın almalarla edinilen dijital bir varlığa dönüşmüştür.Öğe POSTNATAL DÜNYA’YA ATILAN İLK ADIM VE SONRASINDA YAŞANAN NÖROGELİŞİMSEL DEĞİŞİM(Mart, 2026) Taştan, Mustata; Yalap, RukiyeDoğumla başlayan zorlu bir yaşam mücadelesi beraberinde değişim ve dönüşümleri getirmektedir. Tüm vücudu etkileyen büyüme döneminde vücut farkındalığını oluşturan, doku, organ ve oluşumları uyaran ve buralarda oluşan değişimleri kontrol eden beyinde yapısal ve özellikle de fonksiyonel olarak farklılaşma eğilimindedir. Beyinde meydana gelen yapısal değişim ve dönüşümlere en fazla kortikal ve subkortikal yapılar arasındaki nöronlar arasındaki bağlantılarda karşılaşılmaktayken, fonksiyonel olarak ortaya çıkan değişimler yapısal değişimlere nazaran daha dikkat çekici olup ve dış çevre tarafından kolaylıkla fark edilebilmektedir. Beyin hücresel olarak değişim ve dönüşümlerini sadece çocukluk dönemi ile sınırlı kalmayıp ergenlik, yetişkinlik ve yaşlılıkla beraber değişimlerini bilgi işleme ve kaydetme sırasında sürdürmektedir. Kapalı bir kutu gibi tabir edilebilen cranium kemikleri tarafından çepeçevre sarılan beyin geçmişten günümüze değin birçok araştırmacı için ilgi odağı olmuş ve halihazırda günümüzde de bazı beyin fonksiyonlarının tam olark net sunulamamasından kaynaklı araştırmacılar için merak uyandırmaktadır. Evvelde yaşanılan olay, durumlar veya travma öncesi-sonrası karşılaştırmalar ile entegre bir şekilde beyin fonksiyon tanımlamaları yapılabilirken geçmişten günümüze birçok bilim insanının katkıları ve teknolojinin gelişmesi ile özellikle EEG (Elektroensefalografi) ve modern magnetik görüntüleme analizleri ile beynin yapısal farklılıkları ve fonksiyonları ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır.Öğe ÇOCUK VE TEKNOLOJİ(Mehtap MORKAN ŞAHİN, 2023) Morkan Şahin, Mehtap; Arslan, Hüseyin; Durualp, EnderTeknoloji belirli hedeflere ulaşmak, nesneler ve teknikler üretme amacıyla bilgi ve organizasyonu kullanan insanlar tarafından yaratılan bir sistemdir (Volti, 2009: 6). Kline (1985) teknoloji teriminin kullanımını dörde ayırmıştır: insanlar tarafından üretilen her türden doğal olmayan nesneler; bir çalışma sistemi elde etmek için gereken insan, makine, fiziksel çevre vb. tüm unsurlar; görevleri gerçekleştirmek için bilgi, beceri, süreç ve prosedürler; donanım sistemleri ve insanlar arası ilişkiler. Günümüzde ise, teknoloji denildiğinde daha çok dijital teknolojiler akla gelmektedir. Dijital teknoloji veri üretebilen, oluşturabilen, depolayabilen veya işleyebilen araçlar, sistemler ve cihazlar olarak tanımlanır. Dijital teknolojiler kişisel bilgisayar ve tablet gibi cihazları, kamera, hesap makinesi ve dijital oyuncak gibi araçları, yazılım ve uygulamalar gibi sistemleri, artırılmış ve sanal gerçekliği ve internet gibi daha az somut teknoloji biçimlerini ifade eder (Johnston, Kervin, &Wyeth, 2022). Dijital teknolojiler, 21. yüzyılda çocukların hayatlarının bir gerçeği haline gelmiştir. Yeni teknolojilerin yükselişi çocukların bilgi arama, sosyalleşme, oyun oynama ve öğrenme biçimlerini etkilemiştir. Çocuklar günümüzde daha küçük yaşlarda, daha fazla cihazla, farklı amaçlarla, daha sık ve daha uzun süre çevrimiçi olmaktadır (Tracey&Francesca, 2019: 47).Öğe Erken Çocukluk Döneminde Özel Gereksinimli Bireylerin Aileleri ve Aile Eğitiminin Önemi(Eğiten Kitap Yayıncılık, 2023) Morkan Şahin, MehtapErken çocukluk dönemi, öğrenme faaliyetinin yoğunlaştığı, sosyal etkileşimlerin arttığı, temel davranış kalıplarının şekillendiği ve gelişim açısından kapsam, hız ve nitelik açısından en yüksek düzeyde olduğu bir periyodu ifade eder. Bu döneme ait yaşantılar ve sağlanan eğitim, bire yin bilişsel yeteneklerini ve ileride sahip olacağı kişiliği belirleyen kritik unsurlardır (Aydın, 2005). Doğumdan 8 yaşına kadar olan erken çocukluk dönemi, çocuğun hayatındaki en hızlı gelişim ve öğrenme sürecini kapsar. Bu dönem, çocuğun hangi yaşta hangi gelişim özelliklerini sergilediğini anlamak, gelişim üzerinde etkili olan faktörleri anlamak ve bu bilgilere dayalı olarak çocukları doğru bir şekilde tanımak ve değerlendirmek açısından büyük bir öneme sahiptir (Şahin, 2014)Öğe DİJİTAL MEDYA VAKA ÖRNEKLERİ(2022) Turgut, İrem; Beker, Esra; Hafızoğlu, GökçeDijital medyanın doğrudan ya da dolaylı olarak olumlu ya da olumsuz etkilediği çocukları ve aileleri bulacaksınız. Alışılagelmiş sunumların dışında sizlere sunulan vakaları inceleyecek, incelerken vaka ile ilgili öyku?yu? çıkaracak, farklı bakış açılarına sahip uzman göru?şlerini okurken vakayı kendi bakış açınızla yeniden değerlendirebileceksiniz.Öğe Öz Bakım Becerileri ve Örnek Etkinlikler(2023) Turgut, İremDoğumla başlayıp altı yaşa kadar geçen dönem okul öncesi dönem olarak adlandırılmaktadır. Çevresel faktörlere açık olan bu süreçte hızlı bir gelişim gözlemlenmektedir. Bu dönemde sağlanan uygun gelişimsel destek çocuğun fiziksel, duygusal, sosyal, duygusal, zihinsel ve dil alanındaki gelişimlerinin sağlıklı ilerlemesine yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda bireyin yaşamındaki davranışların temel becerilere ve alışkanlıklara dönüşebilmesi, erken çocukluk döneminde verilen destekle orantılıdır. Bu nedenle çocuğun tüm gelişimsel özellikleri iyi bilinmeli, uygun eğitim programları ve çevresel düzenlemeler yapılmalıdır. Erken çocukluk döneminde kazanılan beceriler bireyin kendi başına yeterli olmasını, kendi kendini kontrol etme becerilerini kazanması ve kendine saygı düzeyinin yüksek olması, akademik ve kişisel gelişiminin olumlu yönde desteklenmesini ve hayat boyu sürdürülmesini sağlamaktadır. Bu bağlamda “öz bakım” becerileri, fiziksel, psikolojik ve gelişimsel açıdan bütüncül bir destek sağlamaktadır.Öğe DUYGUSAL ZEKÂ PUANLARININ OKUMA ALIŞKANLIĞINA SAHİP OLMA DURUMUNA GÖRE DEĞİŞİMİNİN İNCELENMESİ(Akademisyen Yayınevi, 2021) Uzun, İsmail Berat; Uğur, Ahmetİnsanların, kendi duygularını ve başkalarının duygularını gözlemleyip, bu duygularını eylemlerine ve düşüncelerine yön verirken kullanma becerisi olarak tanımlanan duygusal zekâ kavramını ilk kez Mayer ve Salovey (1990) ortaya atmıştır. Duyguları merkeze alan bir yaklaşım olarak görünse de duygusal zekâ fikri temelde, insanların bilişsel ve duygusal yapılarının etkin uyumuna dayanmaktadır (Mayer ve Salovey, 1993, s.435). Ardından Goleman (1995) yayınladığı “Duygusal Zekâ” isimli kitapta duygusal zekânın; sosyal ilişkileri yönetme, başarılı bir kariyer sahibi olma, sağlıklı aile ilişkileri kurma ve en temelde mutlu bir yaşam sürme konusunda kritik öneme sahip olduğunu ve genel kanının aksine IQ (intelligence quotient) kavramından daha önemli olduğunu, hayatta başarılı olmanın anahtarını bu iki zekâ türünün ahenk içinde çalışmasıyla gerçekleşebileceğini ifade etmektedir. Çünkü, aynı zamanda duygusal zekâ sahip olduğumuz becerileri gerçek hayata nasıl daha iyi aktarabileceğimizin yordayıcısı konumundadır. Bu düşünceyi destekleyen, akademik anlamda birçok başarı yakalamış insanların aynı zamanda sosyal ilişkilerinde ve aile yaşamlarında aynı başarıyı gösteremediğine ilişkin bulgular vardırÖğe Türkiye'de Erken Okuryazarlık İle İlgili Yapılan Araştırmalar: 2000-2020 Yılları Arasındaki Araştırma Yayınlarının İncelenmesi(2021) Uzun, İsmail BeratErken okuryazarlık kavramı, literatüre Clay (1966) tarafından yapılan doktora çalışmasıyla dahil olmuş ve erken çocukluk döneminde okuma yazma öğrenimi gerçekleşmeden sahip olunan okuma yazma becerileri olarak tanımlanmaktadır. Buradaki hedef çocuğa okuma yazma öğretmek olmamakla birlikte okuma yazma sürecine zemin oluşturmak ve uyumunu kolaylaştırmaktır (MacLean, 2008). Okuma yazma becerisi, insanın hayatı boyunca öğrenmelerini kolaylaştırıp destekleyecek olan temel ihtiyaçlarındandır. Erken çocukluk yılları, dili güzel ve etkili kullanabilme, okuma alışkanlığı kazanabilme ve dinleme becerilerinin gelişimi açısından kritik derecede öneme sahiptir. Bu dönem çocuklarında okumaya hazırlık süreci olan düşünebilme, neden sonuç ilişkisi oluşturabilme, temel düzeyde sıralama ve genelleme yapabilme, görsel-işitsel ayırt edebilme ve konuşma dili etkili düzeyde gelişmektedirÖğe Üniversite Öğrencilerinin Öğrenilmiş Güçlülük Düzeylerinin Mizah Tarzlarını Yordama Gücü(2018) Hoşoğlu, RumeysaBu araştırmanın amacı, mizah tarzlarının öğrenilmiş güçlülük ve yalnızlık düzeylerini ne ölçüde yordadığını belirlemektir. Araştırmaya 2017-2018 öğretim yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde öğrenim gören 320 kız, 284 erkek, toplam 604 öğrenci katılmıştır. Araştırmada veriler Mizah Tarzları Ölçeği, Rosenbaum Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon testi ve çoklu regresyon analizi teknikleri kullanılmıştır. Bulgular katılımcı mizah, kendini geliştirici mizah ve saldırgan mizah tarzlarının öğrenilmiş güçlülük düzeyinin anlamlı birer yordayıcısı olduğunu gösterirken, yalnızlık düzeyini tüm mizah tarzlarının anlamlı bir şekilde yordadığını ortaya koymuştur.












